Category

Haberler

Haberler

Teyitorg “İddialarına” Cevaben

26 Mayıs 2020 Tarihinde Teyitorg sayfasında “Acı kavunun omurga hastalıkları ve sinüzite iyi geldiği iddiası” başlığıyla, Hekim Aidin Salih ve Acı Kavun bitkisi hakkında bir yazı yayınlanmıştır. Metinde yer alan objektiflikten uzak bazı iddialara karşılık, kamuoyunu sağlıklı bilgilendirmek amacıyla aşağıdaki açıklamayı yapma gereği gördük.

Teyitorg bilindiği kadarıyla medyada yer bulan “iddiaların” aslını araştırmak ve “teyit etmek” gayesi taşıyan bir kuruluştur. Fakat sözü edilen haber metni baştan aşağı kuruluşun varlık sebebiyle çelişmektedir. Metinde ispatlanmamış yahut araştırılma gereği dahi duyulmamış birden fazla iddia bulunmaktadır. Kullanılan kaynaklara bakıldığında objektif bir tutumla yola çıkılmadığı açıkça görülmektedir. Referans alınan uzman görüşleri konuya ışık tutacak nitelikte değildir.

Örneğin bir uzman görüşünün kaynak gösterildiği haberde, bitkinin kullanımında sıkıntılar yaşanabileceği ifade edilmekle beraber hangi organının kullanımının toksik etki oluşturduğu belirtilmemiştir. Bilindiği üzere bir bitkinin drog olarak kullanılan kısmı tedavi edici etki gösterirken, farklı bir organının kullanımı toksik etki gösterebilir. Bunda kullanılan kısmın etkisi olduğu gibi kullanım şekli de önemli rol oynamaktadır. Alıntıda, yanlış olan kullanım şekli ile ilgili de herhangi bir bilgi verilmemiştir. Oysaki Dr. Aidin Salih eserlerinde bitkinin drog olarak kullanılacak kısmını ve kullanım şeklini detaylı bir şekilde anlatmış, toksik olma ihtimaline karşı gerekli uyarıları yapmıştır.

Ayrıca yine aynı görüşte ‘’Bitkinin kullanımından kaynaklı sıkıntılar yaşanabilir.’’ ifadesi ile bitkinin değil, bitkinin kullanım şeklinin sorun olabileceği hususu referans alınan uzman tarafından bizzat dile getirilmiştir. Haberi hazırlayan yazarın bu bilgiden yola çıkarak, acı kavun bitkisinin faydaları hakkındaki iddialar yanlıştır yorumunda bulunması ya art niyet ya da ciddi bir bilgisizliğin sonucudur.

Öte yandan haberde Dr. Aidin Salih’in alternatif tıpçı olduğu, bundan dolayı konunun uzmanı olmadığı iddiası yer almaktadır. Bu iddia haberi hazırlayan gazetecinin yorumudur. Hekim Aidin Salih 50 yılı aşkın klinik tecrübesiyle hastaya ve hastalığa özgü tedavi disiplinleri belirlemiş ve on binlerce insanın şifa bulmasına vesile olmuştur. Kendisi, alanındaki yetkinliği ile kıtalar arası tanınan, uluslararası kongrelerde sunum yapmış, ülkemizde geleneksel tıbbın yasallaşma süreçlerine katkıda bulunmuş, yayınlanmış üç eseri bulunan bir hekimdir. Aynı şekilde yazarın “iddia” ettiği kontrolsüz kullanım ifadesinin neyi işaret ettiği anlaşılır değildir. Aidin Salih, Tıp Hekimi ve Biyolog kimliğiyle çalışmalarında acı kavun bitkisinin farmakognozik etkilerine yer vermiş, çeşitli referanslarda geçtiği şekliyle “kontrollü” kullanımını okurlarıyla paylaşmıştır.

Şunu ifade etmek gerekir ki dünya üzerinde geleneksel tıp ve tıbbi bitkiler konusunda sanılanın aksine, modern bilginin tedrisatından geçmiş uzman sayısı oldukça azdır. Zira modern tıp geleneksel bilgi ile bağlarını 200 yıl önce koparmıştır. Bitkileri iyi tanıyan hekimler klinik tecrübeye sahip, uzun yıllar bireysel çabalar ile araştırmalar yürütmüş çoğu zaman profesörlük ünvanına sahip olmayan kişilerdir. Bu hekimler kimi zaman eski tıp eserlerinden, kimi zaman halk hekimliği bilgilerinden faydalanmak gibi alışılmışın dışında yollarla tedavi edici bitkisel preperatlar geliştirmiştir. Modern bilginin “bilimsel” olarak kabul ettiği daireye girebilmek için oldukça dezavantajlı konumda olmasına rağmen bitkisel tedavi yöntemleri, geleneksel bilgiye kıymet veren hekimlerin klinik tecrübeleri sayesinde varlığını bugüne dek sürdürmüştür.

Hasılı, bugün işin uzmanı kimdir sorusunun cevabı oldukça karışıktır. Sözü geçen haberin yazarı veyahut ilgili kuruluşun daha fazla bilgi için derneğimizle irtibat kurması halinde bildiklerimizi aktarmaktan memnuniyet duyacağız.

Hipokratın söylediği gibi “Tıbbın gayesi insanı iyileştirmek değil, acısını dindirmektir”. Fakat bugün ecel gerçeğinin yok sayıldığı bir dünyada, modern tıbba ne pahasına olursa olsun insanı yaşatmak (!) ütopyası görev olarak verilmiştir. Tıp kendi katedralinde çoğu zaman yanlış çoğu zaman da aşırı tedaviye bağlı olarak gerçekleşen sayısız ölümü normal gösterirken, kimyasal tedavileri reddedip, doğal iyileşme yolları ararken ölüm ile karşılaşanları trajedik vakalar olarak gösterir. “Tıbbın tedavisini reddetmeseydi ölmezdi” gibi asla kanıtlanamayacak, bilimsellikten fersah fersah uzak yorumlarla da olayları, karizmasını güçlendirmek için kullanma fırsatını kaçırmaz.

Halbuki gerçek tıp, mantık ile çelişmez. Varoluşun boyunu aşan iddialarda bulunmaz. Bugün bütün dünyada modern tıbba karşı yükselen eleştirilerin altında yatan sebep, modern tıbbın pençesine düştüğü bilimsel yobazlıktır. Mantığın rafa kaldırıldığı, panik ve korku tarikatına dönüşmüş, bundan başka iyileşme yolu yok dayatmaları içeren bir tıbbın kimseye faydası yoktur. Farklı olanı dinlemekten, yargılamaksızın araştırmaktan, size uyanı almaktan ve uymayanı terk etmekten korkmayın.

Kamuoyuna saygılarımızla,
Doğal Sağlık Derneği
Sağlık, Bilim ve Teknoloji Takımı

 

Acı Kavun Bitkisinin Geleneksel Tıpta Kullanımı
(Reçete Niteliğinde Değildir. Uzman bir hekime danışmadan uygulamayınız)

Acı kavun, diğer adıyla eşek hıyarı (Ecballium elaterium) içerisindeki sekonder metabolitlerin etkinliğinin keşfedilmesiyle günümüzde ilaç araştırmalarında kullanımı gündeme girmiş, geleneksel tıp kaynaklarında da adı sıkça geçen tıbbi bitkilerden biridir. Ülkemizde de yaygın şekilde yetişen acı kavun son yıllarda yapılan yeni bilimsel çalışmalarla, birçok kanser türü, sinüzit ve kronik inflamatuar hastalıklarda nice hastanın iyileşmesine ümit ışığı olmaktadır.

Tedavi özelliği taşıyan her bitkinin kullanım şekli ve toksisite düzeyi gibi özellikleri bakımından kullanılması veya kullanılmaması gereken durumlar vardır. Ancak bu durum bitkinin faydasız yahut sakınılması gerekecek düzeyde tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Ünlü tabip Paracelsus’un ifade ettiği gibi “Her ilaç bir zehirdir. İlacın iyileştirici etkisi dozundadır”. Acı kavunla ilgili bilimsel detaylı bilgi için ek kaynakları aşağıda inceleyebilirsiniz.

Ecballium elaterium, antik çağlardan beri kuvvetli müshil olarak kullanılmıştır. Dioscorides; meyve suyundan çöktürülüp, toz edilip süt ile karıştırılmış meyve usaresinin yoğunlaştırılıp kurutulması ile elde edilen ince ve kırılgan yapıda bir drog olan E. elaterium’ un, sinüzitte burun temizlemesinde ve uzun süreli baş ağrılarını dindirmede kullanılabileceğini bildirmiştir (Gunther, 1968).

Türkiye’de halk arasında bitkinin meyve suyu, sinüzit ve sarılık tedavisinde burun deliklerine damlatılarak (Kültür, 2007; Sezik ve ark. , 2001),

Kulak ağrısında kulağa 1-2 damla damlatılarak (Ugulu ve ark. , 2009) kullanılır.

Meyvelerinden hazırlanan dekoksiyon, sarılık ve karaciğer yetmezliği tedavisinde (Sezik ve ark. , 2001),

Meyve suyu arpa unu ile hap haline getirilerek basur tedavisinde (Kültür,2007) ve noktüride (Toker ve ark. , 2003) dahilen kullanılır,

Meyveler ezilerek romatizma ve siyatik tedavisinde, zeytinyağı ile birlikte ağrı kesici olarak haricen kullanılmaktadır (Kültür, 2007). Kökleri karın ağrısı (Bulut ve Tuzlacı, 2013), (Bulut, 2011),

Basur, üroklepsi (Kültür, 2007) tedavisinde dahilen; egzamada haricen (Bulut, 2011) kullanılır.

E. elaterium (Acı Kavun) tohumu yağı, insan kanserinin önlenmesi ve tedavisi için yeni stratejiler geliştirmede kullanılabilir. (Touihri, I., Hanchi, B. (2019).

İleri Kaynaklar:

  1. Atasu, E., Cihangir, V. elaterium L. bitkisinin farmakognozide yeri, Pharmacia-JTPA, 25-55 (3), 391-395 (1985).
  2. Attard, E., Attard, H. Antitrypsin of extracts from Iqbalham elaterium seeds, Fitoterapia, 79, 226-228 (2008).
  3. Anard, E., Brincat, MP., Cuschieri, A. Immunomodulatory ac-
    tivity of cucurbitacin E isolated from Ecballium elaterium,
    Fuoterapia, 76, 439. 441 (2005).
  4. Başaran, A., Çakmak, A., Değirmenci, I., Başaran, N., Artan, S., Bager, KHC., Kırımer, N. Chromosome aberrations induced hy aflatoxin Bl in rat bone marrow cells in vivo and their
    suppression by Ecballium elaterium, Fitoterapia, 64(4), 310- 313 (1993) Jeffrey, C. Ecballium A. Rich. , in “Flora of Turkey and the East Aegean Islands” (Davis, PH, ed.), Vol. 4, Edinburgh at the
    University Press, Edinburgh (1972).
  5. Khalil, AM… Qunoud, KM. Toxicity an partial characterization
    of Ecballium elaterium fruit juice, Int. J. Pharmacog. , 31(2),
    135-141 (1993),
  6. Khatib, SY. Mahmoud, II., Hasan, ZA. Effects of crude Eqballium elaterium juice on isolated rabbit heart, Int. J. Pharma-
    cog. , 31(4), 259-268 (1993).
  7. Krauze Baranowska, M., Cisowski, W. Flavonoid compounds of
    elaterium L. A. Richard herb. , Herba Pol. 41(1),
    5-10 (1995).
  8. Baytop, T. Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi (Geçmişte ve Bugün),
    2. Baskı, Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul (1999).
  9. Brinker, F. Herb Contraindications & Drug Interactions, Third
    Edition, Eclectic Medical Publications, Oregon (2001).
  10. Brouzas, D., Oanta, M., Loukianou, L.,, Moschos, M. Keratoconjunctivitis and periorbital edema due to Ecballium elaterium,
    Case Rep. Ophthalmol. 3, 87-90 (2012).
  11. Bulut, G. Folk medicinal plants of Silivri (İstanbul, Turkey).
    Marmara Pharm, J., 15, 25-29 (2011).
  12. Kültür, Ş. Medicinal plants used in Kırklareli Province (Turkey).
    J. Ethnopharmacol., 111, 341-364 (2007).
  13. Memişoğlu, M. Ecballium elaterium Bitkisinde Hücre Süspansiyon Kültürü Tekniği İle Sekonder Metabolit (Kukurbitasin
    B) Üretimi, Gazi Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara (2005).
  14. Panosyan, AG., Nikishchenko, MN., Avetisyan, GM. Structure of
    22-deoxocucurbitacins isolated from Bryonia alba and Ecbalium elaterium, Khim. Prin Soedin, 5, 679-687 (1986)
  15. Bulut, G., Tuzlaci, E. An ethnobotanical study of medicinal plants in Turgutlu (Manisa-Turkey), J. Ethnopharmacol., 149, 633-647 (2013).
  16. Plouvier, B., Trotin, F., Deram, R., De Coninck, P., Baclet, JL.
    Concombre d’ane (Ecbalium elaterium) une cause peu banale d’oed eme de Quineke, Nouv. Presse Med. 10(31), 2590 (1981).
  17. Doğan, NÖ., Pamukçu Günaydın, G., Tekin, M., Çevik, Y. Afflictive effect of squirting cucumber: isolated uvular oedema due to complication of a herbal medicine, JAEMCR, 4, 84-86 (2013).
  18. Rao, MM., Lavie, D. The constituents of Ecballium elaterium LXXII : Phenolics as minor components, Tetrahedron, 30(18), 3309-3313 (1974).
  19. Dunnill, PM., Fowden, L. The amino acids of seeds of the Cucurbitaceae, Phytochem., 4(6), 933-944 (1965).
  20. Elayan, HH., Garaibeh, MN., Zmeili, SM., Salhab, SA. Effects of Rao, MM., Meshulam, H., Lavie, D. The constituents of Ekballium elaterium L. Part XXIII. Cucurbitacins and hexanor-
    cucurbitacins, J. Chem. Soc. , Perkin Trans. 1, 2552-2556 (1974).
  21. Ecballium elaterium juice on serum bilirubin concentration
    in male rats, Int. J. Crude Drug Res. , 27, 227-234 (1989).
    Elmhdwi, MF., Muftah, SM., Eltumi, SG., Elslimani FA. Нераtoprotective effect of Ecballium elaterium fruit juice against paracetamol induced hepatotoxicity in male albino rats, Int.
    Curr: Pharm. J. , 3(5), 270-274 (2014).
  22. Gonzalez, BR., Panizo, FM. Composition of Ecballium elaterium. I. Introduction, An. Real. Soc. Espan. Fis. Quim. , Ser (B). 62(4-5), 553-562 (1966).
  23. Gonzalez, BR., Panizo, FM. Composition of Ecballium elaterium. IL. Seperation of free cucurbitacins, An. Real. Soc. Espan. Fis. Quim., Ser (B), 63(9-10), 959-964 (1967).
  24. Rencuzogullari, E., Ika, HB., Kayraldiz, A., Diler, SB., Yavuz,A., Arslan, M., Funda Kaya, F., Topaktas, M. The mutagenic and antimutagenic effects of Ecballium elaterium fruit juice
    in human peripheral lymphocytes, Genetika, 42(6), 623-627 (2006).
  25. Seifert, K., Elgamal, MH. New cucurbitacin glucosides from Ecballium elaterium L… Pharmazie, 32(10), 605-606 (1977).
  26. Sezik, E. Acı hıyar: sinüzite karşı kullanılan bir halk ilacının değerlendirilmesi, Yeni Tıp Dergisi, 1(4), 61-64 (1984).
  27. Sezik, E., Kaya, S., Aydan, N. Ecbalium elaterium meyvalarının sinüzite etkisi, Eczacılık Bülteni, 24, 33-36 (1982).
  28. Grieve, M. A Modern Herbal, 4. Baskı, Hafner Publishing Co… New York (1970).
  29. Gunther, T. Greek Herbal of Dioscorides, 548, Hafner Publishing Co., New York (1968).
  30. Hylands, PJ., Oskoui, MT. Seasonal Sterol Variations in Ecballi Sezik, E., Yesilada, E… Honda, G., Takaishi, Y., Takeda, Y., Tanaka, T. Traditional medicine in Turkey X. Folk medicine in
    Central Anatolia, J. Ethnopharmacol. 75, 95-115 (2001).
  31. Sollmann, T. A Manual of Pharmacology and Its Applications to Therapeutics and Toxicology, Saunders Company, Philadelphia and London (1917).
  32. Ecbalium elaterium, Planta Med. , 37(9), 37-44 (1979).
  33. Hylands, PJ., Oskoui, MT. The structure of elasterol from Ecballium elaterium, Phytochem. , 18(9), 1543-1545 (1979).
  34. Toker, G., Memişoğlu, M., Toker, MC., Yeşilada, E. Callus formation and cucurbitacin B accumulation in Ecballium elate-
    rium callus cultures, Fitoterapia, 74, 618-623 (2003).
  35. Imperato, F. Five plants of the family Cucurbitaceae with flavonoid patterns of pollens different from those of corresponding stigmas, Experientia, 36(10), 1136-1137 (1980).
  36. Jaradat, N., Jodehb, S., Rinnob, T., Kharoofe, M., Zaida, AN., Hannon, M. Determination the presence of phytomelin in Ecballium elaterium to approve its folk uses, Int. J. Pharm.
    Pharm. Sci. 4(2), 233-237 (2012).
  37. Ugulu, I., Baslar, S., Yorek, N., Dogan, Y. The investigation and quantitative ethnobotanical evaluation of medicinal plants used around Izmir province, Turkey, J. Med. Plant Res. , 3(5),
    345-367 (2009).
  38. Uslu, C.,, Karasen, RM., Sahin, F., Taysi, S., Akcay, F. Effect of aqueous extracts of Ecballium elaterium rich, in the rabbit model of rhinosinusitis, Int. J. Pediatr. Otorhinolaryngol.
    70, 515-518 (2006),
  39. Bozdoğangil, E.E., 1996. Çukurova Bölgesinde Doğal Olarak Bulunan Faydalı Bitkiler Ve Kültür Olanakları Üzerinde Araştırmalar. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Adana.
  40. Baytop, T., 1984. Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi. İstanbul Üniversitesi Yayınları. No: 3255, İstanbul, s:194- 195.
  41. Yeşilada E., Tanaka S., Sezik E., Tabata M., 1988. Isolation of an Antiinflammatory Principle from the Fruit Juice of Ecbalium elaterium. Journal of Natural Products, 51:3, 504-508.
  42. Cingi M., Erkuş S, Cingi E, Başer H.C., Keçik M.C., Öner, Ü.,1983. Kronik sinüzitlerde Ecballium elaterium’un etkilerinin araştırılması. Anadolu Tıp Dergisi, 5:123-136.
  43. Sezik, E., Kaya, S., Aydan, M., 1982. Ecballium elaterium Meyvelerinin Sinüzite Etkisi, Eczacılık Biil., 24: 33-36.
  44. Agil M.A, Risco S., Miro M., Navarro M.C., Oceta M.A., Jimenez J., 1995. Analgesic and antipyretic effects of Ecballiuın elaterium (L.) A. Richard. extract in rodent. Phytother. Res., 9:135-138.
  45. Grieve, M., Oswald, E.,1911. Squirting cucumber, melons, water melon, pumpkin and colocynth. Chalfont St Peter, UK: Whin’s Cottage.
  46. Tubives, http://www.tubives.com/index. php?sayfa=1&tax_id=3911 (25.09.2014)
  47. YAĞCI, C., TOKER, M.C., TOKER, G., 2008. Bitki Doku Kültürü Yoluyla Üretilen Flavonoitler, Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi, 1(1):47-58. [10] Duman, İ., 2006. Domates tohumlarında çimlenme ve fide çıkışının iyileştirilmesi. Ege Üniv. Ziraat Fak. Bahçe Bitkileri Bölümü.
  48. Sakamoto, K., Iida, K., Sawamura, K., Hajiro, K., Asada, Y., Yoshikawa, T., Furuya T., 1993. Effects of nutrients on anthocyanin production in cultured cells of Aralia cordata. Phytochemicals, 33: 357–360.
  49. DiCosmo, F., Towers, G.H.N., 1984. Stress and secondary metabolism in cultured plant cells. In: Recent advances in phytochemistry (ed. Timmerman BN, Steelink FA and Loewus FA), Plenum, New York., 18:97–175.
  50. Güllü, İ.B., Öcal, N., 2016. Tıbbi Bir Bitki olarak Ecballium elaterium (L.)’un Tedavi Alanlarının Araştırılması, Araştırma Makalesi, Erciyes Üniversitesi Fen Fakültesi.
  51. Memişoğlu, M., 2000. Doku kültürü metodları ile Ecballium elaterum (L.) A. Rich. bitkisinden kallus üretimi, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Ankara.
  52. Toker, G.,M., Memişoğlu, M., Toker, C., Yeşiladaa, E., 2003. Callus formation and cucurbitacin B accumulation in Ecballium elaterium callus cultures. Fitoterapia, 74:7–8. pp: 618-623. [16] Ekici, M., Satılmış, A., Ay, Y.D., 1998. Ecballium elaterium (L.) Meyvelerinin Sinüzite karşı kullanımı. Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü.
Continue reading
Duyuru, Haberler, Yayınlar

Ramazan ve Hikmetli Oruç



İbn Sina, hastalıkların sebebi sorulduğunda yalnızca iki sebep söyler: Çok yemek ve yemek üstüne yemek yemek. “Her hastalığın sebebi tokluktur.” Hadis-i şerifi mucibince az yemek sıhhatin anahtarı, ilmin ise şartıdır. İnsanı bedenen ve nefsen az yemeğe hazırlayan en kuvvetli terbiyeci ise oruçtur.

Sağlığını korumak isteyen veya geri kazanmak isteyen kişi şunlara dikkat etmelidir:

1. Gıdaları iyi çiğnemek gerekir:

Sindirim, ağızda tükürük bezlerinin salgıladığı fermentler ile başlar. Ardından mide ve bağırsaklar ile devam eder. Gıdalar ağızda ne kadar iyi çiğnenirse, beyin gıdadan aldığı bilgilerle sindirim sistemini o kadar iyi hazırlar. İyi çiğnenmemiş gıdalar sindirim işlemini birinci basamakta bozmuş olur. Zira besin, ağız-mide-bağırsaklar sıralamasından sonra hücreye ulaşana kadar toplam dört aşamada sindirilir. Birinci aşamada bozulan sindirim, diğer aşamalarda da felakete zemin hazırlar

2. Az yemek tüketilmelidir:

Sağlıklı bir insanda mide 200-250 gr. yemeğin birinci hazmını 3-4 saat içinde kolayca gerçekleştirebilir. Bunun iki katı yendiğinde ise sindirim zorlaşır, fazlalıklar vücutta depolanmaya başlar ve kalp normalden 4-6 kat fazla çalışır.

İnsanlar fazla yemenin bedelini şişmanlıkla ve hastalıkla öderler.

Araf suresi 31. Ayette “Yiyin için ancak israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez” buyrulmaktadır. Çok yemek beden için olduğu gibi nimetler için de büyük bir israftır. Çünkü “İki kişiye yeten üçe yeter. Dörde yeten beşe de yeter.” hadis-i şerifi günümüz insanını çok iyi tarif etmektedir. Günümüzde bir kişinin yediği en az üç kişiye yetecek miktardadır.

Yine Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz bir hadisinde “Allah’a en sevimli olanınız yemesi en az ve bedenen en hafif olanınızdır” buyurmaktadır. İnsan bu özellikleri sağlıklı bir şekilde ancak az yiyerek elde edebilir.

3. Yeme içmede sıraya dikkat edilmelidir:

Et, yumurta ve peynir gibi proteinli yiyecekler midede hazmı uzun süren besinlerdir. Tatlılar ve meyveler midede fazla kalmadan bağırsağa geçerek, birinci hazmını burada tamamlar. Su ise midede vücut ısısına ulaştıktan sonra bağırsağa geçer. Bu sebeple önce su içilmeli, sonra meyve veya tatlı; sonra salata ve yemek yenmelidir. İki çeşit yemek yeniyorsa hafif ve sulu olanı önce ağır ve kuru olanı sonra yenmelidir. Bugün yemenin usulünü öğrenmeyen insanlık midesini en şerli şekilde doldurup hastalıkları kendi eliyle kazanmaktadır. Önce yemek yenmesi öğrenilmeli ki marifete mazhar olunsun.

Yemekten sonra yenen meyve ve tatlı hazmını tamamlamak için bağırsağa geçemez, midede mayalanır ve çürür.

Kuranı Kerim’de yeme içmede bu sıranın takip edilmesi gerektiğine işaret eden deliller vardır; “…beğendikleri meyveleri ve kuş etlerini dolaştırırlar.”(Bakara Suresi 57. ayet)

Yemekten sonra içilen su ve diğer sıvılar mideyi genişletir, mide asitini seyreltip yavaşlatır, sindirim süresini uzatır. Yemek esnasında su içmek ise daha büyük bir hatadır. Lokmaların iyi çiğnenmesini engeller, tükürük bezleri yeterli enzim üretemez ve hazım ağızda bozulur. Özellikle Ramazan’ın yaz aylarına denk geldiği bu dönemde bu kurala dikkat etmek çok önemlidir. Su, yemekten en az 1,5 saat sonra içilmelidir. Ancak lokmanın çok kuru olduğu özel durumlarda her lokmanın ardından az bir yudum su içilebilir. Nitekim başka bir ayet-i kerimede “yiyin-için” buyrulmaktadır. Yemekten sonra çok hararet hissedilirse de az miktar su içilebilir.

4. Gıdalar taze iken tüketilmelidir:

Yemekleri pişirdikten hemen sonra tüketmek ve bir sonraki güne bırakmamak gerekir. Bekleyen yemek üstünde mikroplar oluşur ve yemeğin yapısını değiştirirler. Yemek yeniden ısıtıldığında ise yeni kimyasal bağlantılar oluştuğundan yiyenlere faydadan çok zarar verir. Isıtılan yemeğin özü değişir, hazımı ağırlaşır, hatta imkânsızlaşır.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) akşamdan kalan ve ertesi gün ısıtılan yemeği asla yemezdi.

Ramazan sofralarının vazgeçilmezi: Hurma

İnsan besin olarak sadece hurma tüketebilir. İnsan vücudu için gerekli olan her tür vitamin hurmada bulunmaktadır. Hurma güvenilir yerden alınmalı, GDO’suz olduğundan emin olunmalı, yıkanmadan ve kabuğu ile yenmelidir. Günde 1-5 tane hurma çekirdeğinin yutmakta da çok fayda vardır. Özellikle bağırsak tembelliğine ve basura iyi gelir. Hurmanın kabuğunda bulunan mikroplar sağlıklı insan bağırsağında bulunan mikroplar ile aynıdır. Hurmayı yıkamadan yemekle bağırsağa faydalı mikroplar ekilmiş olur.

Aynı zamanda hurma folik asit kaynağıdır. Hurma kan üretimini düzeltir ve demiri yükseltir. Hurma bir öğün olarak, tek başına yenmelidir (su veya yeşil çay ile birlikte olabilir). Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir öğünde hurmayı kavun veya karpuz veya kaymakla yerdi.

Peki dünya nimetlerinden faydalanmak gerekmez mi? Allah tüm bunları insanın emrine verdi. Gıdada çeşitliliği terk etmek kendimize nimetleri haram etmek olmaz mı?

Müslümanlar yemenin farzlarını unuttular. Yemenin ilk farzı yemeğin nerden geldiğini ve içeriğini araştırmaktır. İkinci farzı ise besmele çekmektir. Araştırmadan hiçbir şey ağza konmaz –yiyecek, içecekler, ilaç veya diş macunu. Eğer yenecekse de, besmele çekmeden, “Estağfurullah” diyip utanarak yemek gerekir. Çünkü besmele sadece temizliğinden ve helalliğinden emin olunan bir gıda üzerine söylenebilir.

Müslüman çok çeşit yemeye kendisini alıştırmamalıdır. Müslüman yaratılan tüm gıdaları yemezlerse nimete karşı saygısızlık ettiklerini düşünürler. Hâlbuki Allah bize çok çeşit gıda vermedi, biz öğünlerimizi çeşitlendirdik. Dünyanın her iklim ve bölgesinde, coğrafyasında o yöre için özel, ekolojik bir ortam vardır. İnsan sadece kendi ekolojik ortamında yetişen bitki veya hayvanların eti tüketebilir. Çünkü kendisi için en uygun besin budur. Ama insan her gıdayı devamlı tüketebileceği besinler olarak görmemelidir. Gıdalar arasından kendisi için en uygun olanları seçmeli ve onları tüketmelidir. Şu an ülkemize bütün dünyadan çeşitli gıdalar geliyor. Fakat bu coğrafyada yaşayan halkın hazım sistemi, bu gıdaları sindirmek için uygun değildir. Ancak Kuranı Kerim’de adı geçen gıdalar elbette müstesna. Onlar herkes için uygun ve son derece faydalıdır.

Gıdaları mümkün olduğunca az çeşit olarak tüketmek de hem hazım hem de sağlık için önemlidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) bir öğünde tek çeşit yemek yerdi ve ocakta tek kazan kaynaması gerektiğini buyururdu. Yaşantısı boyunca toplamda yediği gıda çeşidi çok sınırlıydı. Bizler için de en doğru yöntem budur. Fakir veya zengin olsun Allah’ın kanunları herkes için aynı. Zengin mütevazı yemeyi bilmeli, fakir de halinden şikâyet etmemeli.

Az çeşit yemek vitamin eksikliğine sebep olmaz mı?

Vitamin ve mineral eksikliği olmaması için bağırsak sağlıklı olmalı. Sağlıklı olması için tıbbi ilaç ve antibiyotikler kullanılmamalı, çok çeşit yemek yenmemelidir. O zaman bağırsaktaki doğal mikroflora bütün vitamin ve gerekli maddeleri üretebilir. Çok çeşitli yiyen, kimyasal ilaç kullanan ve böylece bağırsaklarının doğal florasını bozan kişi vitaminleri sindiremeyecektir.

İdeal oruç nasıl olmalı?

Ramazanda beslenme kurallarına dikkat etmek Ramazanı bereketli, huzurlu ve maneviyatlı geçirebilmek için çok önemlidir. Ramazanın yaz aylarına denk geldiği bu dönemde sahur erken iftar da geç vakitte edilmektedir. Bu nedenle Ramazanı aşağıda verilen programa uygun geçirmek faydalı olacaktır.

Sahurda: Limonlu su içilmeli ve hurma yenmelidir. Hurma yerine kabuklarıyla birlikte incir ya da herhangi meyvede yenebilir.

İftarda: Önce su içilir, ardından tek çeşit meyve yenebilir. Meyve yedikten sonra akşam namazı kılınır ve iftara devam edilir. İftarda en fazla 2 çeşit yemek yenebilir: çorba ve salatayla yemek. Yemekten sonra su veya içecek içilmez. Çünkü içecek mide suyunu seyreltir ve hazım zayıflar. 2 saat sonra yudum yudum su içilebilir, az şekerli taze kavrulmuş kahve de içilebilir.

Ramazanda zengin bir sofra ile sahur yaptıktan sonra uyumak hazımsızlığa sebep olur ve iştahı açar. Bu nedenle oruç zor geçer ve iftarda fazla yeme ihtiyacı doğar. Sahurda su içen ve hurma yiyenlerin orucu hafif ve kolay geçer.

Bunun dışında sahurdan sonra uyumayanlar sahurda hafif bir kahvaltı yapabilirler. Ancak bu durumda iftar da hafif geçirilmelidir. Hz. Muhammed (s.a.v.) bazen 3 aylar boyunca sahur ve iftarda sadece su içer ve hurma yerdi. Bu orucun ne kadar etkili ve rahmetli olduğunu Ramazanda 10-15 gün sahur ve iftarda sadece limonlu su içerek, hurmayı çörekotu ve zeytinyağına batırıp yiyerek tecrübe edebilirsiniz.

Bu oruç aynı zamanda kan üretimine ve özellikle HCT yükselmesine yardımcı olur.

Bizim geleneğimizde iftar sofrası zengin ve gösterişlidir. Hatta biz bunu Ramazan bereketi olarak değerlendiririz. Çeşit artar, konuklara çok yemek yedirmeler başlar. İnsanlar Ramazanda kilo alır, uyuklar. Kilo alınca sağlık kazanıldığı düşünülür.

Bugün insanlar orucun mahiyetini unuttuğu için bu söyledikleriniz oluyor. Tarihte de bunun örneklerini görmek mümkün. Osmanlının son dönemlerinde sünnete uygun yeme kuralları unutuldu ve sofralara birden fazla çeşit gelmeye, yemek ziyafet ve şenliğe dönüşmeye başladı. Bana göre, Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde imanın zayıflaması ve imparatorluğun çökmesinin sebeplerinden biride sofralardaki bu değişimdi.

Her şeyin çöküşü sofradan başlıyor. Sağlığın, aklın, hayânın ve imanın çöküşü de. Çok yiyen, yediklerini hazım edemez. Hazım olmamış gıdaların metabolik atıkları vücutta birikir. Kan damarlarını tıkar, beyinde kan ve sıvı dolaşımı yavaşlar, nörolojik ve ruhsal problemler meydana gelir; kilo çoğalır. İnsan, kilo kazandıkça düşünce ve anlayış kabiliyetini ve aklı aynı oranda kaybeder. Akıl kaybını ise ruhsal problemler, hayâ ve imanın kaybı takip eder.

Ama Osmanlı sultanlarının veya Müslüman âlimlerin minyatürlerde veya o dönemdeki batılı ressamların çizimlerinde kilolu olarak görüyoruz.

Osmanlı sultanları çalışkanlardı, asla tembel değillerdi. Küçüklükten itibaren katı intizam, ölçülü beslenme, din ve bilim öğrenir; savaş oyunları oynar, at biner, kılıç kullanırlardı. Ancak resimlerde onlar da zevke – nefse düşkün gibi hep kilolu gösteriliyor.

Sultanların ömrü, Yıldırım Beyazıt gibi, at üzerine savaşlarda geçiriyordu. Böyle bir yaşam şekline sahip sultanlar nasıl kilolu olabilirler? Elbette kuru ve kaslı, geniş ve heybetliydiler. Biz onları resimlerde kilolu görmeye alıştık. Ama bu resimleri kim çiziyor, araştırmıyoruz.

Günümüze dönecek olursak bazı kilolular böbrek hastası olabilir. Onlar metabolik atıkları atamadıkları için yağda depolarlar.

Yani bazen kilo insanı hastalıklardan koruyor mu?

Evet. Böbrek yetmezliği için bu kurtarıcı bir faktördür. Şişmanlık onları böbrek iflasından koruyor. Bu kimselerde hipotroid geliştiği ve metabolizma yavaşladığı için de kilo vermek çok zor oluyor. Ancak dikkatli beslenen ve yaşayanlar, böbreklerini koruyan şuurlu kimseler henüz bu duruma gelmemişlerse şişmanlığa mahkûm değiller.

Bununla birlikte bazı vücut tipleri kuru ve zayıf olamazlar. Bunlar kan grubu B olan kişilerdir. Onlar tabiatları gereği balık etli olmaya meyilliler.

Continue reading
Genel, Haberler, Yayınlar

Koronavirüs Bülteni Yayında


Dosyayı İndir!

Doğal Sağlık Derneği olarak, dünyanın tuzaklarla dolu tarafını görmeyi, yaşanan hadiselerden hikmet nazarıyla ders çıkarabilmeyi ve tedbirlerimizi almayı kendimize vazife biliyoruz. Bu bülten koronavirüs pandemisinin çok yönlü tespitini yapmak, geleceğimize dair şuur kazanmak ve salgın hastalıklar karşısında fıtrata uygun çözüm yollarından ayrılmamak için bir dizi öneri sunmak niyetiyle hazırlandı. Bültende kullanılan veriler güncel resmi kaynaklardan titizlikle takip edildi. Gerçek tıp ekolüne uygun birçok uzmandan görüşler alındı ve geleneksel tıp konusunda kaynaklar tarandı. Bünyemizi fiziksel olarak güçlendirecek öneriler kadar ruha şifa tavsiyelerde de bulunmaya gayret ettik. Muvafakiyeti Allah’tan niyaz ederiz.

Continue reading
Etkinlikler, Haberler

Güvenli ve Sağlıklı Kantinler İstiyoruz!

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz haftalarda okulun kantininde satın aldığı şırınga şeklindeki çikolata ambalajının boğazına kaçması sonucu iki küçük çocuk vefat etti. Yaşanan kaza ilk yardım veya acil müdahaleyle kurtarılabilecek türden değildi. Küçük kapak ölümcül bir tasarımdı!

Ne yazık ki kantinlerde çocuklarını sağlığını ve güvenliğini tehdit eden ürünler olduğunu bu acı olayla fark ettik.

16 Eylül’de uygulamaya başlanması hedeflenen “Okul Gıdası” logo uygulaması vakit kaybetmeden yürürlüğe konmalıdır !
 
Okul kantinlerinin denetiminden sorumlu olanlar aktif olarak denetim yapmalıdır!

Eğitim yuvası olan ve sadece iyi alışkanlıkların kazandırılması gereken okullarımızda, çocuklarımızın ruh-beden bütünlüğüne zarar veren, sağlıklarını tehdit eden, fizyolojik ve psikolojik pek çok hastalığa zemin hazırlayan kantin abur cuburlarını istemiyoruz.

Ülkemiz bir tarım cenneti. Doğal ürünler üreten tarım kooperatiflerini okullarımızda görmek istiyoruz.

Doğal Sağlık Derneği olarak güvenli ve sağlıklı kantin sürecinin yakın takipçisi olacağız.

Unutmayın veliler olarak öncelikle sorumluluk sizde. Okul kantinlerindeki yasaklı gıdalara göz yummayın, ihbar edin, ifşa edin!

Daha fazla çocuğun zarar görmemesi, güvenli bir okul ortamında gelişmeleri için lütfen bu kampanyayı imzalayın, yetkililere ulaşmak ve ertelenen uygulamaları başlatmak için destek istiyoruz!

 

İmza Kampanyasına erişmek için:

https://www.change.org/p/g%C3%BCvenli-ve-sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1-kantinler-istiyoruz-tcmeb-tctarim

Continue reading